Gitmek mi zor, Kalmak mı? (Aileye Yabancılaşma Perspektifinden)

Son zamanlarda, bir penguen* sosyal medyada kendinden çokça söz ettirdi. Sürüsünden ayrılan, kalabalığın gittiği yöne değil, tam tersi istikamete doğru yürüyen bir penguen…

Bu pengueni ilk gördüğümde, son zamanlarda konuşmayı özellikle seçtiğim Aileye Yabancılaşma (Family Estrangement) konusu geldi aklıma.

Aidiyet, yaşamsal bir ihtiyaçken; ailesinden ayrılan bir penguen, tek başına başka bir yola yöneliyor. Bu yalnız yürüyüş, pek çok zorluk, tehlike ve hayati risk barındırıyor.

Ama bazen ailenin parçası olmak; aidiyet değil yük, güven yerine baskı, yakınlık yerine incinme anlamına gelebiliyor. Aile, kişiden kendi otantikliğinden, kendi özünden vazgeçmesini talep edebiliyor.

Peki…

Aile içinde iş buraya sessizce gelirken; yabancılaşmanın ve kopuşun ayak sesleri duyulmaya başlarken ne yapacağız?

Öncelikle şunu kabul edeceğiz:

Bu bir

“haklı–haksız”,

“suçlu–suçsuz”,

“bizim gibi–bizim gibi değil”

hikâyesi değil.

Ne kalanlar ne de gidenler suçlu ya da haklı olmak zorunda.

Bu durum, tüm taraflar için,

bizi içinde yaşadığımız sistemlere yeni bir gözle bakmaya,

oluşturduğumuz ailelere, topluluklara ve yapılara daha derin bir yerden yaklaşmaya bir davet olmalı.

Kör bir sadakatle, topluluk tarafından ele geçirilmiş bir vicdanla değil; bilinçle,

bakmaya dair bir çağrı olarak görülmeli.

İptal kültüründen, kendine benzemeyeni dışlamaktan, farklı olanı tehdit olarak görmekten vazgeçip daha kapsayıcı olmanın yollarını aramaya dair bir davet.

Ve insanoğlu,  bu dönüşümü gerçekleştirecek öz’e ve cevhere sahip.

Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşamak mümkün.

*Penguenin hikayesini içeren belgesel: Encounters at the End of the World- Werner Herzog- 2007