Ünlü evrenbilimci Carl Sagan, Cosmos belgeselinin ikinci bölümünde büyüleyici bir olay anlatır.
Yıl 1185. Japonya’da, tarihin en trajik deniz savaşlarından biri yaşanıyor: Dannoura Savaşı. Heike klanının samurayları, düşmanları karşısında ağır bir yenilgiye uğruyor. Teslimiyeti onurlarına yediremeyen yüzlerce savaşçı; 7 yaşındaki çocuk imparatorları ve ninesiyle birlikte kendilerini azgın sulara bırakarak yaşamlarına son veriyorlar.
Bu savaştan sonra, o denizin balıkçıları tuhaf bir şey fark ediyor: Avladıkları bazı yengeçlerin kabuklarında; çatık kaşlı, öfkeli bir samuray yüzüne benzeyen desenler görüyorlar. Onların, o gün denize gömülen savaşçıların ruhlarını taşıdığını düşünüyorlar ve bu canlılara “Heike Yengeçleri” adını veriyorlar. Düz kabuklu yengeçler sofralara meze olurken, tesadüfen Heike samuraylarının yüzünü andıran bir yengeç yakalandığında, balıkçılar ona duydukları saygı ya da korkudan dolayı yengeci denize geri bırakıyorlar.
Bilimde “yapay seçilim” denilen bu durum nesiller boyunca tekrarlandıkça, o deseni taşıyan yengeçlerin hayatta kalma şansı artıyor. Zamanla, kabuk deseni bir samuray savaşçısına çarpıcı biçimde benzeyen yengeçler daha görünür hâle geliyor.
Bu olay biyolojik evrimin harika bir örneği; aynı zamanda Aile/ Sistem Dizimi yaklaşımını ve nesiller arası aktarımı anlatmak için de çok iyi bir örnek.
Bizler de farkında olmadan atalarımızın o “çatık kaşlarını”; yani onların bitmemiş yaslarını, öfkelerini veya hayatta kalma stratejilerini ruhsal kabuklarımızda taşıyoruz. Aile dizimi perspektifinden baktığımızda; nesiller önce yaşanmış büyük bir kayıp, sürgün, haksızlık veya travma, torunların hayatında bir semptom ya da tekrarlayan bir kader olarak belirebiliyor.
Elbette kimse bilinçli olarak “Ben bu acıyı bir sonraki kuşağa aktaracağım” demiyor. Sistem; belirli bir “deseni” —belirli bir duyguyu, belirli bir acıyı— kuşaktan kuşağa taşımaya elverişli olanı, gelecek kuşakları hayatta tutabileceğine inandığı o stratejiyi seçiyor ve sonraki nesillere miras bırakıyor.
İşte o desen; bir sonraki kuşakta bazen bir çocuğun hiç açıklayamadığı kronik bir hüzün, bazen sürekli tekrar eden başarısız ilişki örüntüleri, bazen kendini sabote eden seçimler, bazen de bedensel bir semptom olarak yeniden yüzeye çıkabiliyor.
Aile / Sistem Dizimi yöntemiyle kazanabileceğimiz farkındalık, bu döngüyü kırmanın anahtarı.
Kendi kabuğumuzdaki öfkeli, pürüzlü desenlerin geçmişteki hangi savaşa, hangi kayba, hangi suskunluğa ait olduğunu fark ettiğimizde; o acının içinde gizli olan gücü ve dayanıklılığı da görmeye başlarız. Atalarımızı ve yaşadıklarını saygıyla anıp, sırtımızdaki o ağır yükü ait olduğu denize bırakabiliriz.
Ve ancak o zaman; bize ait olmayan maskeleri çıkarmaya, kendi özgün ve çok daha özgür yaşamımızı sürmeye başlayabiliriz.