Aileye Yabancılaşma

“Aileye yabancılaşma”, aile içi iletişimi kesme, aileyle bağları koparma anlamına gelen;
insan olmaya dair bir olgu. İnsanlık tarihi kadar eski olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bireyin, kendi isteği ve bilinçli bir şekilde, ailesinden duygusal ya da fiziksel olarak uzaklaşması anlamına gelen bu durumun, ancak son yıllarda ayrı bir kavram olarak ele alınmaya başlandığını görüyoruz. Bilimsel olarak incelenmesi ve araştırmalara konu olması ise yaklaşık son 5–6 yıla dayanıyor.

Bu konu üzerine yurt dışında yapılan araştırmaların sonuçları oldukça çarpıcı:
Yaklaşık her dört kişiden biri, aile fertlerinden en az biriyle iletişimini kestiğini,
bağlarını kopardığını söylüyor.

Son zamanlarda ben de hem profesyonel hayatımda, hem de kişisel çevremde bu durumla çok daha sık karşılaşıyorum.
Aileye yabancılaşmanın Türkiye’de de her geçen gün arttığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Ancak bu konunun yeterince konuşulmadığını da özellikle belirtmeliyim.

Bir Aile / Sistem Dizimi Uzmanı olarak, bu konuyu ele almanın artık bir tercih değil,
bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.

Bu konuyu;  kopuşu teşvik etmek için değil, aileyi kutsamak için de değil;
bağın neden zorlaştığını, bunun toplumsal yapıya ve sonraki nesillere yansıyan etkilerini,
ve mümkünse toplumun en küçük yapı taşı olan aile içinde bağın yeniden nasıl kurulabileceğini araştırmak ve anlamak için konuşmak istiyorum.

Bunu bir zaruret olarak görüyorum.

Aile içinde yaşananlara dair yeterli anlayış ve bilgi edinmek, bu deneyimlere alan açmak;
yalnızca aile içi ilişkileri değil, toplumsal ilişkileri de yeniden inşa etmek için bir fırsat olabilir.

Bu yüzden; aileye yabancılaşmayı, yarattığı suçluluğu, kör sadakatleri, nesiller ötesi etkilerini ve yeniden bağ kurmanın mümkün ya da mümkün olmayan yollarını birlikte düşünmeye davet ediyorum.

Ne romantize ederek,  ne yargılayarak…

Daha insani, daha dürüst ve daha yapıcı bir yerden. 🤍