Zeytin Ağacı’nın Son Sezonuna Dair Uzman Görüşü

Zeytin Ağacı’nın 3. sezonunu, Aile/Sistem Dizimi alanında uzun yıllardır çalışan biri olarak izledim.

Diziyi yalnızca popüler bir yapım olarak değil; bir yöntemin toplumda nasıl görünür hale geldiğini, nasıl anlaşıldığını ve bazen de nasıl yanlış anlaşılabildiğini düşünerek değerlendirdim.

Elbette bir dizinin, Aile/Sistem Dizimi gibi derin, çok katmanlı ve dikkatle ele alınması gereken bir çalışma alanını bütün sınırlarıyla anlatmasını bekleyemeyiz. Popüler kültür çoğu zaman bazı şeyleri görünür kılar; ama aynı zamanda sadeleştirir, dramatize eder ve kimi yerlerde romantize eder.

Bu nedenle Zeytin Ağacı’nı izlerken ne bütünüyle heyecana kapıldım ne de kolayca dışarıdan yargılamayı tercih ettim.

Bunu söylerken; senaryoyu, oyunculuğu ya da kurguyu değil; Aile/Sistem Dizimi açısından yaptığım değerlendirmeyi kastediyorum.

İlk iki sezonda Aile/Sistem Dizimi’nin sunuluş biçimi bende bazı soru işaretleri bırakmıştı. Danışanların beklentilerini gerçekçi olmayan bir noktaya taşıyabileceğini, hızlı ve mucizevi çözümler ummalarına neden olabileceğini düşünmüştüm. Dahası, bu popülerliğin yöntemi yeterince bilmeden uygulayan kişiler tarafından istismar edilme riskini de beraberinde getireceğine inanıyordum.

Nitekim sonraki yıllarda bunların bir kısmını birlikte deneyimledik.

Bu sezon ise bambaşka bir yerde duruyor.

Aile/Sistem Dizimi; sistemik ve bütünsel bakış açısını korurken, çok daha gerçekçi, dengeli, sağduyulu ve ayakları yere basan bir dille anlatılıyor.

Yıllardır çalışmalarımızda vurguladığımız pek çok ilke ve yaklaşım, bu kez daha açık ve net bir şekilde paylaşılıyor.

Kabul etmenin özgürlüğü; Hayata olduğu haliyle “evet” diyebilmenin gücü; Kendimizle, diğer insanlarla ve dışladığımız parçalarımızla yeniden bağ kurmanın dönüştürücü etkisi…

Aynı şekilde, yaşamın kutupluluk içerdiğinin de altı çiziliyor:

Doğum ve ölüm; Kayıp ve kavuşma; Sevinç ve hüzün …. ve hiçbiri birbirinin karşıtı değil; aynı yaşamın birbirini tamamlayan ve bizden kabul edilmeyi bekleyen parçaları.

Dizim çalışmalarında en sık kullandığım terapötik cümlelerden biri şudur:“Tüm bunları bir güç olarak içime alıyorum.”

Bu sezon, tam da bunu söylüyor.

Gücün, acıyı ortadan kaldırmakta değil; acıyla birlikte yaşamayı öğrenebilmekte olduğunu;

Hayatın getirdiklerini, kuşaktan kuşağa aktarılabilen kurbanlık, kıtlık ya da çaresizlik bilinciyle değil; kendi gücümüzü geri alarak karşılayabileceğimizi;

Ve her koşulda bir cevap verme özgürlüğümüz olduğunu anlatıyor.

Dizi boyunca neredeyse hiçbir cümlede içimden “Keşke bunu böyle söylemeselerdi.” Diye geçmedi. Aksine, “Bunun altına ben de imzamı atarım.” dediğim çok fazla cümle duydum.

Bu sezon aynı zamanda bir veda sezonu.

Bu nedenle ölüm ve vedaya dair söyledikleri de beni düşündürdü.

Özellikle şu soru:

“Din, aile ya da toplumun öğrettiği ritüeller olmasaydı, sevdiklerimizi gerçekten nasıl uğurlamak isterdik?”

Bu soru yalnızca ölümle ilgili değil, yaşamın her alanında kendi hakikatimizi bulmaya dair de bir davet.

Şimdi dizinin etkisiyle Aile/Sistem Dizimi yeniden daha çok konuşulacak gibi görünüyor.

İnsanlar daha fazla merak edecek, alanda çalışanlar daha fazla paylaşım yapacak, daha fazla çalışma, eğitim açılacak.

Tüm bunların içinde olmakla birlikte, oluşan gürültüden rahatsız olan yanımı da inkâr edemiyorum.

Bunun üzerine düşünürken aklıma çocukluğumdan bir anı geldi.

Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Zaman zaman kasabamızın adı bir sebeple birkaç kanallı televizyonda ya da radyoda geçtiğinde (evet, o zaman medyanın durumu buydu 😊), kardeşimle ne yapıyorsak bırakır, ayağa kalkıp sevinçten zıplardık.

Belki bugün alanda olanlar da buna benziyor.

Aile/Sistem Dizimi de, diğer birçok yaklaşıma göre görece daha yeni tanınan bir yöntem. Dışarıdan bakıldığında “Herkes yapar, ne olacak?” diye düşünülebiliyor. Oysa bu yöntemi hakkıyla uygulayabilmek; terapötik yaklaşımı, somatik çalışmaları, travma bilgisini ve farklı disiplinlerden edinilen birikimi, fenomenolojik bir bakış açısıyla bir araya getirmeyi gerektiriyor.

Bu heyecanı ve çok sesliliği, alana yıllarını vermiş insanların emeğinin görünür olmasının yarattığı bir kutlama hali olarak  normalleştirmeye karar verdim😊

Elbette bunları söylerken; yöntemin doğru uygulanmasının, etik sınırlar içinde kalınmasının ve sınırlarının iyi bilinmesinin her zamankinden daha önemli olduğunun bilincindeyim. Popülerleşmenin sağduyuyu gölgelememesini diliyorum.

Bu yöntemin zaman zaman yanlış anlaşılmasına, kimi zaman da yeterince tanınmadan eleştirilmesine rağmen; bugün daha geniş kitleler tarafından merak edilmesini sevindirici buluyorum.

Bu alana büyük bir inançla emek vermeye devam etmekten, bu yolun bir parçası olmaktan mutluluk duyuyorum. Avrupa’da üniversitelerde okutulan bu yöntemin, ülkemizde de aynı ciddiyet ve etik anlayışla daha iyi yerlere gelmesini tüm kalbimle diliyorum.

Bu vesileyle, Zeytin Ağacı dizisine emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.